+Otur bakim şuraya.
-Ya bırak ne oturması sinirimi bozmuyorlar oğlum!
+Kardeş bi sakin ol.
-Çay içmeyeceğim bu gün kivi söyle.
+Abi!bi bak buraya (bize iki kivi)
Olaylar gelişmez. Ali tam Kadıköy İskelesi'nde vapura nazır bir iskemlenin üzerinde oturur. Anlamını bilmediği kelimeleri cümle içerisinde kullanacağı bir konuşma geçirir içinden. Sahibini bilmediği bir "sen" koyar ortaya. Bir de ne kadar kabul etmese de "ben" der kendine.
- Gelmeler bizde bayram sevinci yaşatıyor Salih. Gülmeler de öyle. Gülme, dinle.
+ .... tamam
- Koyun gibi güdüyorlar bizi. Koyun gibi gidiyorlar Salih doğru mu?
+ Dur bekle adam kivileri koysun. Ne koyması olum ne koyunu?
- İyi dedin onu. Koyuyor Salih vallahi koyuyor.
Yürüyen merdivenlerin hep koşulası tarafından yürür bu Ali. Neye yetişmeye çalıştığını o da bilmez. Merdiven gördü mü koşar, düz yolda yavaş yürür ki yolu kısalsın. Evinden çok uzağa gitmemiştir hiç. Bir mektup yazdığında birine o satırları okurken uzakta olmamıştır bir de. Çok arkadaşı yoktur ama esanslı dostları vardır.Evet esanslı. Bir ağırlığı vardır girdiği mekanda yer çekiminden mütevellit. Olabilecek en sıradan delidir yani. Olaylar gelişmez.
-Yani benim anlamadığım neden bakmıyor pencereden bile? Evinin önüne kadar gittim oysa ki. Şarkı bile söyledim. Neden bakmadı Salih? Işığı yanıyordu ben gelince kapattı. Telefonunu da aradım. Açmadı. Neden bakmıyor telefonlara bile? İnsan insanın insafı değil mi Salih?
+Hiç bana sorma ben anlamam gönül işlerinden. Ali bu kaçıncı oğlum boşver insanlığı, insaf et be kendine. Yeter yedin bitirdin kaç gündür.
- Kafamda soru işaretleri var Salih. Dur iki dakika eğip bükme beni.Kendi sistemime karşı gelecek kafa yok bende. Ben bu oyuna gelmezdim ya, akıllanmadım gene demek ki. Ne kadar güçlü duvar yaparsan yap insanoğlu yıkmaya Şahi yapıyor Salih.
+ Çok takıyorsun insanları. Hep söyledim bunu sana.
-İnsanlar çok takıyorlar bana kardeşim. En insaflısı borç takıyor mesela. Psikopatın biri kafayı takıyor, şımarığın biri lakap. İnsanlar çok takıyor bana Salih.
Hep trabzanları merak etti Ali. Hiç trabzandan indi mi bilmiyordu. Galata Köprüsü'nün
merdivenlerine takmıştı bir ara kafayı. Gider gelir "Sana yenilcem istanbul" derdi içinden bağırırak. İstanbul hep yenmişti onu. Hep kaçmıştı bir yerlerden. Bu kendini bir yere ait hissedememek yanlış anlaşılmasın. Ya da anlaşılsın çok da mühim değil. Mühim olan sahiden gelişmeyen bir olayın olması bu hikayede. Olaylar gelişmez.
- Kalkalım abi.
+ Döktün mü içini çıktı mı iyice her şey?
-Hayır abi.
+ Oturalım biraz daha istersen
-Yok abi ben şu tarafa gideceğim. Şöyle bi işim var zaten bilmiyorsun. Salih aklını bulandırdım gece gece hakkını helal et.
+ Sen delisin oğlum. Gördüğüm en akıllı delisin.
-Polise gideceğim abi.
+Polis mi ne polisi?
- Gidip kendimi ihbar edeceğim. Öldürdüm diyeceğim. O ölmeyi hak etti Salih. Öldürdüm ben de. Aha bak şurda cenazesi.
Ali Salih'e doğru eğilip elini göğsüne koydu. İçerde türlü cenaze naraları atılıyordu.Bi tabuta çivi çakıyordu biri içinde. Biri bir başkasının içinde. Gelmemiş, gitmeyi seçmişti biri. Gelişen bir olay yoktu bu gecede. Gelen kimse de. Olaylar tamamen gidişler üzerine.
0 yorum:
Yorum Gönder