19 Ocak 2016 Salı

Boşluk

Bir boşluğun içini kazdım ben yokluğunda.
Önce yokluk.

Bu menekşe kokan arayışların, bu kimseye anlatmaya dilimin varmayacağı rüyaların bir anlamı olmalı diyorum kendime. Sen onlarca yıllık yokluğunla kim olduğunu söylemedin bana. Hiç görünmedin. Nasıl bu kadar emin olur bir hiçlikten bilmiyorum. Belki hayallerimi benden beklenilenlere göre kursam çoktan çocuklarımız olurdu diyorum... Ne kadar salmışsak biz, o kadar güzeldik.

Bir boşluğun içine düştüm ben yokluğunda
Sonra boşluk.

Bu boşluğun iç hacmi tam kafama göre.  Şöyle kenarlarından biraz daha alsana usta geniş yatıyorum. Ne zamanki vazgeçerim geceler dışında bulduğum her yerde ve zamanda istediğim kadar uyuyabilme huyumdan, o zaman gelirsin bir daha bakarız. Bir boşluğun içine düştüm ben güç de olsa kabullendik. Ne kadar yayılmışsak biz, o kadar güzeldik.

Bir boşluğun içine daldım yokluğunda
Sonra daldık.

Allahım kelimelerim mi tükendi? Benim mi yoksa bu kekeleyen çene? Ölümüm nasıl olacak? Ya da hangi hastalık vuracak hangi organıma? Ben zaten mideme hiç dikkat etmedim belliydi oradan çıkacağı. Belliydi içtiğim bu sigaraların akciğerlerimi fabrika bacası yapacağı. Bak yine daldım uyandırmadın kapıldım gidiyorum. Ve bu boşluğun içinde ara ara seninle konuşuyorum... Ne kadar dalgınsak biz o kadar güzeldik.

Bir boşluğun içinde kalıyorum yokluğunda.
Hala devam.

Sana ve senden çok insana ait ne kadar beklenti varsa çıkardım hayatımdan. Olduğum yerde durmadım ama yıldım. Yıkılmadım ama uçmayı bırakıp ayaklarımı yere bastım. Yokluğunun varlığını bile tartışacak yüzbinlerce insan varken beklentisiz beklemeyi öğrettin bana.
Ne kadar kalmışsak biz, o kadar güzeldik.




25 Temmuz 2015 Cumartesi

Olaylar Gelişmez

-Üstüme gelmiyorlar Salih.
+Otur bakim şuraya.
-Ya bırak ne oturması sinirimi bozmuyorlar oğlum!
+Kardeş bi sakin ol.
-Çay içmeyeceğim bu gün kivi söyle.
+Abi!bi bak buraya (bize iki kivi)

Olaylar gelişmez. Ali tam Kadıköy İskelesi'nde vapura nazır bir iskemlenin üzerinde oturur. Anlamını bilmediği kelimeleri cümle içerisinde kullanacağı bir konuşma geçirir içinden. Sahibini bilmediği bir "sen" koyar ortaya. Bir de ne kadar kabul etmese de "ben" der kendine.

- Gelmeler bizde bayram sevinci yaşatıyor Salih. Gülmeler de öyle. Gülme, dinle.
+ .... tamam
- Koyun gibi güdüyorlar bizi. Koyun gibi gidiyorlar Salih doğru mu?
+ Dur bekle adam kivileri  koysun. Ne koyması olum ne koyunu?
- İyi dedin onu. Koyuyor Salih vallahi koyuyor.

Yürüyen merdivenlerin hep koşulası tarafından yürür bu Ali. Neye yetişmeye çalıştığını o da bilmez. Merdiven gördü mü koşar, düz yolda yavaş yürür ki yolu kısalsın. Evinden çok uzağa gitmemiştir hiç. Bir mektup yazdığında birine o satırları okurken uzakta olmamıştır bir de. Çok arkadaşı yoktur ama esanslı dostları vardır.Evet esanslı. Bir ağırlığı vardır girdiği mekanda yer çekiminden mütevellit. Olabilecek en sıradan delidir yani. Olaylar gelişmez.

-Yani benim anlamadığım neden bakmıyor pencereden bile? Evinin önüne kadar gittim oysa ki. Şarkı bile söyledim. Neden bakmadı Salih? Işığı yanıyordu ben gelince kapattı. Telefonunu da aradım. Açmadı. Neden bakmıyor telefonlara bile? İnsan insanın insafı değil mi Salih?
+Hiç bana sorma ben anlamam gönül işlerinden. Ali bu kaçıncı oğlum boşver insanlığı, insaf et be kendine. Yeter yedin bitirdin kaç gündür.
- Kafamda soru işaretleri var Salih. Dur iki dakika eğip bükme beni.Kendi sistemime karşı gelecek kafa yok bende. Ben bu oyuna gelmezdim ya, akıllanmadım gene demek ki. Ne kadar güçlü duvar yaparsan yap insanoğlu yıkmaya Şahi yapıyor Salih.
+ Çok takıyorsun insanları. Hep söyledim bunu sana.
-İnsanlar çok takıyorlar bana kardeşim. En insaflısı borç takıyor mesela. Psikopatın biri kafayı takıyor, şımarığın biri lakap. İnsanlar çok takıyor bana Salih.


Hep trabzanları merak etti Ali. Hiç trabzandan indi mi bilmiyordu. Galata Köprüsü'nün
merdivenlerine takmıştı bir ara kafayı. Gider gelir "Sana yenilcem istanbul" derdi içinden bağırırak. İstanbul hep yenmişti onu. Hep kaçmıştı bir yerlerden. Bu kendini bir yere ait hissedememek yanlış anlaşılmasın. Ya da anlaşılsın çok da mühim değil. Mühim olan sahiden gelişmeyen bir olayın olması bu hikayede. Olaylar gelişmez.

- Kalkalım abi.
+ Döktün mü içini çıktı mı iyice her şey?
-Hayır abi.
+ Oturalım biraz daha istersen
-Yok abi ben şu tarafa gideceğim. Şöyle bi işim var zaten bilmiyorsun. Salih aklını bulandırdım gece gece hakkını helal et.
+ Sen delisin oğlum. Gördüğüm en akıllı delisin.
-Polise gideceğim abi.
+Polis mi ne polisi?
- Gidip kendimi ihbar edeceğim. Öldürdüm diyeceğim. O ölmeyi hak etti Salih. Öldürdüm ben de. Aha bak şurda cenazesi.

Ali Salih'e doğru eğilip elini göğsüne koydu. İçerde türlü cenaze naraları atılıyordu.Bi tabuta çivi çakıyordu biri içinde. Biri bir başkasının içinde. Gelmemiş, gitmeyi seçmişti biri. Gelişen bir olay yoktu bu gecede. Gelen kimse de. Olaylar tamamen gidişler üzerine.




23 Mayıs 2015 Cumartesi

Büyük Adamların Samsun İçtikleri Sene

Ben tedbirsizdim. Ortalık tekin, kafi miktar dere sesi.Çok üşüdüm bilsen ayakta duramadım zaman zaman. Ben hep tedbirsizdim her an gelebilirdin, aklıma. Bu öyle bir çatışma ki kafamdaki iyi huylu tümörlerle onlara barınacak yer vermek istemeyen beyin hücrelerim arasında. Sahi iyi huylu tümörü de yaratmış yaradan, yaradandan ötürü sevelim diye. Anladım beceremiyorum.

Bi sigara yakıp gücüme gidiyorum. Gücüm de kalmamış ellerim titriyor, başım dönüyor. Yatağa bırakmak istiyorum kendimi duvara fırlatılmış harç gibi yapışkan bir edayla. Öcüme gidiyorum. Giderken korkuyorum ya öcü derse biri, ya öcümü almaya giderken yaparsa bunu diye. Neyse yürüyorum. Bu ben değilim diye düşünürken bu sen değilsin demeye çalışıyor insanlar imalı sözlerle.
Yahu bu ben değilim. Hu Allah. Bismillah.

150 lirayla düğün yapmış Salim Abi geliyor dükkana. Büyük adamdı Salim Abi. Bu Samsun sigarasını  büyük adamların içtiği seneydi. Ev sahibi Nedim bey, Metro şöförü Muhammer Amca. Samsun sigarasını büyük adamlar içe dursun, dükkana Yeni Bahar almaya gelen çoluğunun çocuğunun rızkını sigaraya yatırasıcalar vardı bir de. Bakkalın veresiye defterine bile girecek rütbeye sahip değillerdi. Bi gün ortadan kaybolsa biri, 3 gün dönmese anlaşılmazdı eksikliği. İşte Salim Abi onlardan biri ama denkleri gibi değil, büyük düşünüyor ve "Samsun ver" diyordu bana. Babam tezgahın arkasından "150 Milyona düğün yaptı bu adam, bu adamın elini öp sigarayı öyle ver." diye takılıyordu ona her seferinde. Gallagher Ailesinin reisi gibi bir hayat görüşü vardı. Gallagher'lardan biraz daha insaflı olacak ki düğün yapıyordu.Hem de 150! Milyona.

4 oğlu 2 kızı vardı. Bir de nereden geldiği belli olmayan bi küçük kız. Mahalede dedikodu üstü bir mevkiye sahip belada bir adamdı bu Salim Abi. Gece vakti sarhoş nidalarıyla çok cam kırmışlığı çok araba çizmişliği vardı. Kimse dillendirmiyordu bu küçük kız meselesini aman bize de musallat olmasın diye. Ve dillendirilmediği zamanlarda kendi kendini hırpalıyor sadece. Bodrum katta depodan dönme bir evde yaşıyorlardı. Bir defasında sel olduğunda paçalarını yukarı çekip leğenle su boşalttığını hatırlıyorum hayal meyal. Bu büyük adamlar hep ellerine almadan ağızlarında bitiriyorlar sigarayı. Ben de ne takıldıysam buna. Yanmıyor demek ki genizleri, benim canım tatlı.

Bi gün dükkana uğramıyor Salim Abi. Sokaktan da geçmiyor, hatta eve de uğramıyor. Kimse merak etmiyor tabi. Karısı dahil hiç kimse. Nereye gitmiş olabilir ki? Ne yapmış olabilir ki? Hiç işte. Öyle omuz silkici bi hiç bu. Bi yere gitmez, karı kıza ilişmez, canını sıkan olmadıkça ya da çok güzel değilse kafası araba bile çizmez, karısını bile dövmez. Akşam olunca karısı geliyor dükkana. Hala gelmediğini söylüyor Salim Abi'nin. Haberi var mı yok mu diye babama soruyor, Babam da telaşını belli etmeden içini rahatlatıp gönderiyor yengeyi. Cayırtılı seslerine hiç aldırış etmeden bir çekişte kilide oturtuyor kepenkleri, üst kattan sövebilecekleri endişesi taşımadan. Sen eve git diyor bana. Gidiyorum.

Babam da o gece gelmiyor eve. Annem merakla tekrar tekrar anlattırıyor gün içinde olanları ama nereye gittiğine dair bir ipucuna rastlayamıyor babamın. "Partiden arkadaşlarıyladır belki" diyerek ortak bir iç rahatlatma çıkarımında mutabık kalıyor ve kafamızı yastığa koyuyoruz diğer gecelerden daha geç bi saatte. Gece kapının sesine uyanıyorum. Babamın geldiği aşikar. O saatlerde yatağımdan kalkıp ne oldu baba diye soracak yaşta değilim, uyumaya devam ediyorum ben de.

Ertesi gün dükkana indiğimde Salim Abi'nin evinin önündeki kalabalığa kilitleniyorum. "Yoksa?"
Bi koşu dükkana girip babama soruyorum olanları. "Salim Abin ölmüş oğlum" diyor babam pek fazla duygu barındırmayan ama can sıkıntısını derinden hissettiren bir ses tonuyla. Cesedi bulunmuş sahildeki kayalıklarda. Boğazı kesilmiş, kimin yaptığı belli değil. Neden yaptığı hiç değil. Öyle pisi pisine. Yakınlarındaki bi şarap şişesiyle,cebinde Samsun paketiyle, ölmüş Salim Abi.

Bi kaç aya kalmadı taşındılar mahalleden. Çocukları işe girdi, kızları evlendi. O küçük kızın akıbetini öğrenemeden babam da kapattı dükkanı, inzivaya çekildi. Yeni dükkanlar açıldı o sokağa. Yeni kiracılar, yeni çaycının çırağı. Bir kaç aya kalmadı, unutulup gitti bu mesele.

Büyük adamdı Salim Abi. Büyük adamların Samsun içtikleri seneydi.

11 Mart 2015 Çarşamba

Abajur

Biliyorum buralarda bir yerlerdeydin.

Babamdan yediğim tek tokadın biraz altında. 1 yıl boyunca her gün yediğim iğnelere,anne bu gün gitmesek de yarın iki tane vurulsam dediğim haykırışların 3 5 sene ahirinde. Bi halta yaramaz adamın tekiydim ben. Sana sevdiğimi söylediğim gün resim dosyasının içine gömmüştüm kafamı,en ön sıradan bana baktığında. Bi halta yaramaz adamın tekiydim ilk defa bir işe yaradın dediklerinde. Belki de bunların hiçbiri değildim. Bundan biraz daha fazlası, yok yok çok daha. Onun biraz altı, şunun 3 5 sene ahiri.

Arıyorum buralarda bir yerlerdeydin. Saçını çektiysem aşıktım sana. Oyunlarda senden en uzağa geçtiysem aşıktım. Sen baktığında görmezden gelip,başka birine güldüysem aşıktım. Utandıysam evine gelmekten terli terli bir mahalle maçından çıkıp,yoksa elimde bir doğum günü hediyesi, bi abajur aldıysa sana sınıfın en yakışıklısı ve ben abajur kelimesini ilk kez o gün duyduysam hayatımda, aşıktım.
Bi gün kaybolduysam yepisyeni bisikletimle evini bulacağım diye, aşıktım. Denize bakarak bulduysam evin yolunu şaşkın, o gece büyüyüp evlendiğimizi düşündüysem hayalperest. Yok yok daha fazlası. Hani dükkan açsam hayal satardım insanlara.Öyle güzel hayallerim vardı kaybolurken evinin olduğu sokakta. Ölüyorum buralarda bir yerdeydin.

Görüyorum şimdi daha net. Oradasın, okul bitmiş evine gideceksin. Okulla komşu evim. Ben yüzümü sana dönmüş tersten gidiyorum dimdik bir yokuşta. Seni izliyorum kırmızı ford servisin içindesin. Arkanda mavi magirüs, emre de onun içinde, hani şu abajur. Kalktın ayağa döndün yüzünü geriye çok net görüyorum.

......

Kalktın ayağa döndün yüzünü geriye çok net görüyorum. Minibüsün en arka koltuğuna geçtin hayır dur yapma. Arka camdan birine bakıyorsun orası değil senin yerin dön önüne ne olur. Hala bakıyorsun daha ne diyeyim koşsam yetişemem ki.  Hem yetişsem ne diyeceğim ne işin var burda? Koşsam eve uyuyamam ki ne işin vardı orda?

Koşmadım durdum olduğum yerde. Sen bir abajura el salladın. Abajur da sana. Biraz baktınız birbirinize, ben de önüme. Bi daha da bakmadım. Bi daha atmadı o an gibi kalbim. O gece gibi hiç ağlamadım. O gece gibi hiç sevmedim seni. Ya da birini.

Emindim bulacağıma, buralarda bir yerdeydin. Bundan 15 sene sonra rastladım sana. Görür görmez tanıdım anlattım herşeyi. Ertesi gün bi çay içtik Pierre Loti'de. Hesabı ödedim, teleferiğe bindik,suskun suskun oturduk ve ayrıldık. Gitmenin 10 saniye sonrasında arkama bakma fikri geçti içimden. Güldüm kendime bi sigara çıkardım montumun cebinden. Muhteşem bir haz alıyormuş gibi içime çektim dumanı.

Yürüyorum, oralarda bir yerdeydin. Benimse acelem vardı. Daha hızlı yürümeliydim.

7 Mart 2015 Cumartesi

Er Mektubu

Er mektubu görülmüştür

2004 yılıydı liseye ilk gidişim. Bavulumu alıp sırtıma hiç bilmediğim bir şehre vurdum bütün ergenlik sivilcelerimi, yeni terlemiş bıyıklarımı ve kendimden olma utangaçlığımı. İnsan ancak 7,8 senede alışabiliyor kendine. Ki hala şaşırabiliyorsak yaptığımız hatalara, girdiğimiz yollara sustuğumuz insanlara,ya tanımıyoruz kendimizi yeterince ya da yetmiyor,yetmeyecek kelimeler bu kendini görmezden gelmeleri anlatmaya.

Beklediği tek şey ölüm olanlar sevinsin bırakın da günlerin çabuk geçmesine.Bizim daha yapacak çok işimiz, ölecek çok derdimiz var. Bu hal bu kasvet bu dert dağılmadı dağılmıyor dağılmayacak. Bu dişlerimin sararması da fırçalamayla geçmeyecek biliyorum. Ne ilgisi var demeyin hemen durup dinleyin bi önce. Belki sizin hayal dünyanızda bi Mini Cooper, İphone 6, Mavi Jeans, Adidas bilmem ne. Ben babamın dükkanının oralarda dolanan Hamal Yaşar'ı anlatacağım size.

Er mektubu yaşanmıştır.

Bi fotoğrafı olsa da koysam şuraya. Doktor derdi babam ona. Bazen Doktor Oktay bey derdi el kaldırırdı uzaktan Yaşar, bağırıp gülerlerdi birbirlerine. Tşörtünün iç cebinde Uzun Samsun olurdu muhakkak soft paket. Babamdan gizli bana bile bi dal vermişliği vardır esaslı adamdır Yaşar. Bi anası vardı evinde hasta. Belki kırkını geçmişti yaşı hiç evlenmemiş hiç bir kadına aşık olmamış belki hiç bir markayı takmamış üzerine. Anasına bile yemeği kendi yapardı, dedim ya esaslı adamdı Yaşar.

Gözlerim doluyor insanlar,
Er mektubu ıslanmıştır.

Sigarayı hiç eline almadan ağzında tutup içişine hayrandım. Hep onun gibi içmek istedim ama ya burnuma kaçırdım ya gözüme dumanı. Bi hamal arabası vardı büyük mavi önden çekmeli iki tekerli.Sallana sallana çekerdi arabasını mal taşırdı esnafa. Ama bir tek babamdan alışveriş ederdi.Babam da deftere yazarken hesabını hep üç beş lira eksik yazardı.

Burda biraz ara vereceğim
Er mektubu dumanlanmıştır.

Hayatında kimseye kötülük yapmamış o saf Yaşar bi gün yüzü gözü kanlar içinde geldi bizim bakkala. Karşı esnafın biri mal taşıtıp 15 lira deyip 10 lira vermiş Yaşar'a. Bizim Yaşar da bağırıp çağırmış sövmüş ağzına ne gelirse. 4 tane oğlu bir de çırağı esnafın,bi güzel halletmişler Yaşar'ı.  Yaşar dükkanın önündeki kaldırıma oturmuş kanlar yere damlıyor paramı verin diye bağırıyor. Babam koştu hemen durumu öğrendi. Yaşar'ı sağlık ocağına götürdü beni bakkala bırakıp. Geri gelince de dükkanın kepenk demirini alıp koşuşunu hatırlıyorum sadece. Başına yıkmış dükkanı adamın. O 5 lirayı da alıp Yaşar'a vermiş.

Er mektubunun intikamı alınmıştır.

O gün bu gündür ifrit olurum büyük marketlere, ihtiyacından fazla para kazanmak için ömrünü hayat gailesine atıp bir türlü dünya melanetinden çıkamayanlara. Mazlumun, işçinin, yetimin hakkını yiyip 3 kuruş için ahiretini satan zalimlere. Ve bizi durduk yere kendine borçlu eden banka reklamlarına. Bu dünya ayaktaysa Yaşar gibiler sayesinde ayakta. Bu dünya helak olacaksa Yaşar gibilerin hakkı yeniyor diye. Yani Yaşar iyi ki var dostlar. İyi ki yaşar gibiler var.

Yaşarı görmeyeli 6,7 sene var. Ama ben sigarayı ağzıma koyup elime almadan her içişimde her burnumdan çekişimde dumanı ve yanışında genzimin Yaşar'ı özlüyorum. Eğer sizin etrafınızda varsa Yaşar gibi mazlumlar, sahip çıkın benim yerime.

Sağlıcakla kalın, Hayırlı cumalar.

Er mektubu okunmuştur.

Dedem Almanya'dan bir oyuncak araba getirmişti. Hayatımda gördüğüm en gerçek şeydi.

Dedem Almanya'dan oyuncak bir araba getirmişti. Hayatımda şimdiye dek gördüğüm en gerçek şeydi. Valizler dolusu oyuncak bütün torunlarına. Çok oyuncağım olmasa da, babama ya da anneme bana bunu alın diye mızmızlanan bi çocuk olmasam da, ve gıptayla izlesem de mahallede topraktan kurduğumuz şehirlerde yaşayan çocukların arabalarını, herkes gittikten sonra geçtik kardeşimle valizin başına.

Karnımız aç olsa bile aç gözükmemeyi öğretmişti annem. Misafirlikte istediğim fazla çikolatalardan sonra tokatlarla. Babamın bakkalından bile çikolata almaya çekinir çalardım bazen gizli gizli.Herkes beni kıskanırdı, ben çikolata yiyemezdim. Bir de "elinle gösterme" huyu vardı ki sormayın gitsin. Utangaçtı benim anam. Güldüğünde elini yüzüne kapatacak kadar utangaç.
Ama kanaatkar olmayı öğretti. Güzel öğretti. Yalnız, sağlam öğretti. Bu yüzden yenileri sevemedim hiç. Yeni bir filmi yeni bir elbiseyi yahut ayakkabıyı. Giyilmez hale gelene kadar eskisini paralardım ayağımda. Sanki ben öyle istemesem de bakın benim ayakkabım var demekti giymek onları.

Dedim ya öğretmen olduktan sonra bile 5 yıllık montun fermuarını yaptıran adamım. Sen ne unutmasından bahsediyorsun? Senin hiç ihtiyacın olmadı ki bir şeye, bana olsun. Eminim baban elinde poşetlerle geldi eve, eminim annen kendinde ne olmasını istediyse sana giydirdi. Ki giydirmek ayıp bi kelime yerine göre.

Büyüdüm kocaman adam oldum bu gün. Hayatta en çok istediğim şey annemi ve babamı emekli etmek. Büyüdüm, miniciktim oysa ki. En çok sevdiğim şey alnımın teriyle kazandığım parayla onları kocaman mağazalara götürmek. Büyüdüm kocaman adam oldum. 12 senedir tek yaptığım onları özlemek.

5 yıllık montun fermuarını yaptıran adamım. Sen ne bencilliğinden bahsediyorsun? Ben bilirim kendine fazla aldı demesinler diye büyük tarafı hep karşıya verişlerimi. Hep azla ama mutlu yetinişlerimi.

Oturduk valizin önüne 3 5 parça oyuncak. Çok kötü değiller ama pek güzel de sayılmazlar. Minibüsü ben aldım arabayı kardeşime verdim.O severdi hız yapmayı. Bir de vahşi hayvan mumları vardı, o da ikimizin olsundu. Beyaz bir ambulans kapıları bile açılıyor.içinde direksiyonu bile var döndürmese de tekerleri. Belki 20 defa tekrar etmem gerekti bunu anlamak için, oyuncak arabaların direksiyonları dönmüyor,  bu akülü arabaya binenlerin derdi.

 Dedem Almanya'dan bir oyuncak araba getirmişti. Hayatımda gördüğüm en gerçek şeydi.

Doğum günüm kutlu olsun, iyi ki doğdunuz.

Hayırlı cumalar.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Motor Yağı ve Şeftali

Pardon bakar mısınız?  Dedi adam. (Kadının yüzünde hüzün. Hüznün ortasında bir güz, güz içinde bir yaprak. Yaprağın ortası delik. Düştü yere salınarak.)
+Buyrun?  Dedi usulca kadın. Sesi deniz gibi ama hırçın saatleri. Saatler geri alınmış,kadın da bu duruma. Sesi çatallaşmamış tokat patlatacak gibi bir hışım. Belli ki kadın kışın ortasında bir eldiven,  bir el, bir başka el ve onları izleyen bir başka göz.)

(Göz var nizam var el var güz var kış var. İnşallah kuş da olur. Dedi yazar içinden. Belki bir dalın sabahına denk gelir ötüşü. Belki kafese kapatılır cici kuş. Belki odanın içinde bir tur atıp omzuna konar sahibinin. Sahibi kimse artık ölmeden.)

+Ben şey... Sizi tanıyorum. Yani siz, sen... Ne zamandır burdan geçiyorsunuz saat 5e 10 varken şu köşede dolmuştan inip. Yandaki bakkala uğrayıp ekmek alıyorsunuz bazen.Yanında da sigara kırmızı Winston , ya da meyve suyu ama muhakkak kırmızı Winston. Parayı cüzdanınıza hep bakkaldan çıktıktan sonra koyuyorsunuz sinirli sinirli söylenip. Sonra şu köşedeki yoldan sağa dönüp mavi demir kapılı evin içine giriyorsunuz. 2 dakika sonra bir ışık yanıyor 3.katta sağdaki dairede muhtemelen orası eviniz.(Fazla uzadı giriş adamın sesinde telaş. Nabzı kulaklarında hissedecek kadar sert,alnının ortası ateş ateşin içinde kadın. Kadının içinde adam.)

-Evet orda oturuyorum. Ben de sizi görmüştüm bir kaç kere burdan geçerken. Genelde küfür ederek önünüzdeki arabayla uğraşıyordunuz ama tam seçemiyordum yüzünüzü. Adım Selma. (Adının içinde kadın, kadının içinde deniz. Denizin adını bilmese de kadın, kadın da adamın içinde.)

+Ben de Erkan. (Dedi adam. Elini uzatacak gibi oldu ama durdu.hep zamansız terlerdi elleri. Elleri motor yağı kokuyordu adamın, kadının eli muhtemelen şeftali. Elinin içinde bir el adamın. Memnun oldu.)

(Bir süre bakıştı adam ve kadın o 3 saniyede adamın aklında kadın. Kadının aklı başka bir yerde olacak ki çekti elerini hemen.)

+Şey ben.. Gitmem lazım ocakta kaldı yemek. (Yemeğin içinde acı, acının içinde adam. Kafasını sallayabildi sade.)

+Peki. (Dedi adam istemeyerek de olsa. Kadın gitti eteğini savurarak kaldırımda adam işinin başına döndü. Aynaya baktı önce kıp kırmızı yüzü)

Adamın kızarmış yüzünde hüzün. Hüznün ortasında bir güz, güz içinde bir yaprak. Yaprağın ortası delik. Düştü yere salınarak.

Çalar saatin sesine uyandı adam yatağından doğrularak. Aynaya baktı aynadaki yüzü beyaz, beyazın içinde rüya rüyanın içinde kadın, kadının içinde adam. "Erkan sofra hazır" dedi karısı içeriden, yüzünü saklayıp hüznünden içeri geçti adam.